[Kültürel Meselelerimiz - 11] Kültür açılımı
Salt para kazanmakla meşgul bir patron her şekilde gücünü artırabilir, ama eğer bir hayat tarzına sahip değilse, unutulmasın ki kuru zenginlik de kendisiyle birlikte sonsuzluğa akıp kaybolacaktır.
İltifat et sühan erbabına kim onlardır
Medh-i şâhân-ı cihânbâna veren unvânı
Haşre dek âb-ı hayat-ı sühan-i Bâkî'dir
Andırıp zinde kılan nâm-ı Süleyman Han'ı
Nef'î
Modern demokrasilerde hükümetleri yaşatan ve onları başarılı yahut başarısız olarak gösteren kriterler, 'politika, ekonomi ve kültür' olarak sıralanır. AK Parti hükümetinin politik ve ekonomik göstergeleri hayli yüksektir. Ancak kültürel başarısı için aynı şey söylenebilir mi? Sayın Ertuğrul Günay'ın AK Parti zihniyet ve misyonuyla ölçülmesi durumunda kültürel politikaların ne kadarı sayın bakanın, ne kadarı AK Parti'nin hanesine yazılacaktır? Bu politikaların ne kadarı doğrudur, ne kadarı yanlıştır? Sol ayağın sokağa düşmüş dedikodu veya söylemlerine göre konuşursak "AK Parti ve temsil ettiği kitle gerçekten kültür yoksunu mudur? AK Parti hükümeti bu yüzden mi kendi içinden bir kültür bakanı çıkaramamıştır? Muhafazakârlar gerçekten de kültürsüzlükleri sebebiyle alt edebilirler mi?" Siyaset dünyasında politik uygulamalar bir bahar seli gibidir. Ekonomi o selin sürüklediği kütüklerdir ki belli yerlerden sökülür, yine belli yerlere doğru giderler. Ama kültür, o selin altında kararlılıkla direnen kumdur. Sel gidince geriye o kalır. İşte bu yüzden ülkesinin tarihinde iz bırakmak isteyen bütün hükümetler kültüre yatırım yapar. O halde AK Parti hükümetinden de kendisine özgü kültürel atılımlar yapmasını beklemek durumundayız. Burada kastettiğimiz şey muhafazakârlığı önemseyip diğer anlayışlara kapıyı kapatmak değildir. Nitekim sol hükümetler sağ kültüre hep kapıyı kapalı tuttukları için ülkede sağlıklı bir kültür zemini gelişememiştir. Bu hükümet eski iktidarların hatalarını tekrarlamamalıdır. Sözünü ettiğimiz şey, ülkenin kültürel zeminini topyekun yükseltmek adına gösterilecek çabalardır ve AK Parti hükümeti bunu yapabilir.
Türkiye kültürel katmanları olan, çok zengin kültürel tarihe sahip bir ülkedir. Üzerinde yaşadığımız coğrafya bir kültür klasörü gibidir. İçinde üst üste tabakalanmış dosyalar barındıran bir klasör... En üst dosyada Cumhuriyet vardır. O dosyayı kaldırırsanız altından Osmanlı çıkar. Sonraki dosya Selçuklu'dur, onun altında Bizans dosyası, onun altında Roma, daha altta Frigya, daha da altta Lidya yer alır. Böyle böyle bu kültürel zenginlik Babil'e kadar uzanır. Eğer iyi kullanılabilirse bu zengin katmanların kültürel mirası sayesinde dünya devletleri arasında önemli bir konuma gelebilir, Avrupa Birliği kartımızı renklendirebiliriz. Bu atılımı yıllar yılı kültüre hükmeden sol gelenekten bakanlar çıkarları uğruna ıskalamıştır. Muhafazakâr kesimler ise hem hükümete, hem de kültürel bir vizyona sahip olmanın ne anlama geldiğini yeni yeni içselleştirebilmektedirler. Sermaye ve siyasetin yeni sahipleri, sanata yakın olmanın metafiziğe ve hakikate yakın olmak demeye geldiğini, bunun da fikir sorumluluğu istediğini biliyorlar artık.
İnsan zihninde sanatla, kültürle, estetikle, felsefeyle anlam kazanan bir soyut düşünce penceresi açmamışsa ömrünü daracık bir fizik dünyanın monoton akışına hapsedip bırakmış demektir. Bu bağlamda insana bu alanı sunma imkânı olan sermaye sahiplerinin sorumlulukları daha da yüksektir. Muhafazakâr bir sermaye sahibi eğer bu alanlara yatırım yapmıyorsa var oluş felsefesine de muhalefet ediyor demektir. İslam, yalnızca ilmihal bilgisi olmadığına göre, vaktiyle onun ışığında insanlığa örnek bir estetik hayat kurulabilmişse bugün dahi siyaset ve sermaye sahiplerinin bu alanda sorumlulukları olmalıdır. Gerçi sermaye sahipleri henüz burjuvaziye hor bakmakta ve sınıf bilincine erişmiş görünmemektedirler ama unutmamalıdır ki para gider, geriye sanat kalır.
Siyasetçi, bürokrat veya sermaye sahiplerinin görgüsüz olanı sanatı bir garnitür, sanat alanını da bir reklam aracı olarak görebilir; ama bu kişinin kendince bir kültürü varsa geriye mutlaka iyi ad kalacaktır. Biz bu dönemin muhafazakâr siyasetçi ve sermaye sahiplerinin artık bir kültür sorumluluğu bilincine eriştiklerinden söz etmek istiyoruz. Eğer öyle ise, bu ülkenin zengin tarihsel kültürünü ve ince sanat zevkini yeniden gündeme taşıyabilecek atılımları yapacaklarına şüphemiz yoktur. Er veya geç, bu ülkenin bütün tarihsel arka planı ortaya çıkacak. Hiçbir komplekse kapılmadan, hiç erinmeden, demokratik açılım cesareti ve kararlılığıyla bir de kültür açılımı yapılabilecektir. Farz-ı muhal, sayın Başbakan eğer bir kültür açılımı başlatsa, bu doğrultuda muhafazakâr sermaye sahiplerini sanata yatırıma çağırsa, sponsorluk imkânlarını sanatçılar ve kültür adamları lehine kolaylaştırıp teşvik etse, yukarıdaki şiirde söylendiği gibi atalarına uyup sanatı himaye etse, elbette adı kıyamete kadar yaşar!.. Kendisine de yakışır ayrıca.
Kültürel açılımı başlatacak bir Başbakan aranıyor!..
· Söz (sanat) sahiplerine iltifatta bulunup himayeni göster ki cihanı avucunda tutan hükümdarların adlarını onlar yaşatır. Nitekim Sultan Süleyman'ın adını kıyamete kadar andırıp tazeleyen de Baki gibi bir sanatçının ab-ı hayat değerindeki şiirleridir.
Son Tarifler
Son Yazılar
- Sevgiye dair
- İtaat ve muvaffakiyet
- Kur'an kursu öğrencisiyle Amentü sohbeti üzerine..
- Işıkla yıkanabilmek
- Hulusi Yahyagil
- Sen’in aynaların değil miyiz?
- Neden ağlıyorsun?
- Katından bir güç, bir tutamak bahşet!
- Gel ey şifa!
- “Ya Rabbi! Yalnızım, hastayım, garibim”
- Hayrettir göğe açılan pencere
- Efendimiz, fıtrî hayatın talimcisidir
- Bu ders bize yeter
- Ana Bizim Nemiz Eksik
- 8. Türkçe Olimpiyatları Şiir İkincisi / Bülbül
- Gençliğin Sırrı
- Bir gözyaşı
- Ruhun ve imanın zaferi