• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
Başka koruyanın olmamalı Ben sana yeterim Yazdır E-posta

Başka koruyanın olmamalı Ben sana yeterimEfendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) çok hassas ve duyarlı bir ruha sahip idi. Çevresine bakınca insanların bakışlarından onların içlerini okur; bakışlara göre insanları ve onların duygularını hisseder, olumsuz şeyleri sineye çekerdi.Zaten bu kadar hassas ve duyarlı olmasa idi onun için semâ âlemlerine kapı aralanması da mümkün olmazdı. O (sallallahu aleyhi ve sellem), fizik ile metafiziği birden duyan ve yaşayan bir ruha sahip olmakla beraber yarım adım atarak hemen öbür âleme geçebilecek derecede bir enginliğe sahipti.

Bir yetimin ağlamasıyla ızdırap duyar, hatta bazen hıçkıra hıçkıra ağladığı da olurdu. Tabii mukavemet gereken yerde de mukavemetini gösterirdi. Üstad Bediüzzaman hazretlerinin de ifade ettiği gibi, zıt sıfatları nefsinde cem etmesi O'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) engin bir yanı ve peygamberliğinin de deliliydi.

Gelin şimdi bu ölçüde yüksek bir duyarlılığa sahip olan o nebinin hayatının akışını gözden geçirmeye çalışalım: O hassas ruh (aleyhi ekmelü't-tehaya), çocuk yaşta iken yetimlik yaşamış, iki-üç yaşında iken annesinin kocasız dul bir kadın olduğunu derin derin içinde hissetmiştir. Hayatı boyunca da bu hisleri hep ruhunda duymuştur. Daha sonraki hayatı da uzun süre bir dedenin evinde geçmiştir. Bütün âlemin babası vardır, ama O (sallallahu aleyhi ve sellem) babasını daha doğmadan kaybetmiştir. Hayatı dört -veya daha kuvvetli rivayete göre altı- yaşına kadar böyle geçmiştir. Tam anasını idrak edip sıcaklığını ve okşamalarını duyacağı an o da ötelere göç etmiştir. Sekiz-on yaşına girince annesi gibi dedesi de O'nu bağrına basıp "evladım" deyince Allah, onu da huzuruna almıştır. Aslına bakılırsa bunların her bireri kendi çapında çok büyük değişik birer imtihandır. Bi'set-i seniyyenin 8. senesinde -ki bu seneye senetü'l-hüzn veya âmu'l-hüzn denmiştir- Cenab-ı Hak, Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) iki dayanağı sayılan Hz. Hatice'yi ve Ebû Talib'i de almıştır.

Bunların hepsi derinlemesine düşünüldüğünde her birinin ayrı dalga boyunda büyük birer imtihan ve ibtilâ olduğu anlaşılacaktır. Adeta Nebiler Serveri iç içe imtihanlar ve ibtilâlar yaşamıştır. Öyle ki sebepler açısından hiçbir hâmisi kalmamış ve sanki Cenab-ı Hak O'na fiilen: "Senin başka hâmin olmamalı. Ben sana yeterim. Sen sürekli "Hasbunallahü ve ni'me'l-vekil- Allah bize yeter, O ne güzel yardımcıdır." diyecek, sana inananları da arkana alacak ve onlara örnek olacaksın. Veyahut da "Hasbiyallâhu- Allah bana yeter" diyecek, tek başına bana dayanacak ve bana itimat edecek ve ruhunda sürekli bana teslimiyeti, tefvizi ve sikayı en âlî derecede yaşayacaksın." demektedir. Bu duyguyu bazen başkaları da ruhlarında derinlemesine hissetmiştir. Ahireti özleyip oraya gitme arzusu içlerinde tutuşunca bu hislerini mantıklarıyla baskı altına almış, ahirete tatlı tatlı yürümeye niyet etmişken geriye durmuş, şahsi kaderlerine razı olmuşlardır.

Hassasiyeti O'nun için büyük ızdırap vesilesiydi

Son olarak Allah Resûlü'nün hayat-ı seniyeleriyle alakalı bir hususu daha arz etmek istiyorum. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), arkadaşlarına öyle alışıktı ki, vefat-ı seniyelerine bir hafta kala başını kaldırıp ashabına bakmış, sonra tekrar başka tarafa çevirmiş ve ağlamaya başlamıştı. Daha sonra da bu hareketini tekrarlamıştı. Çevresiyle bile bu kadar alakadar olan ve onlara karşı derin bir alaka duyan bir insanın ne derin bir hassasiyete, ne engin bir duyarlılığa sahip olduğu her türlü açıklamadan vârestedir. Fazla söz zait, konuyu sizin idraklerinize havale ediyorum.

O (sallallahu aleyhi ve sellem) bu duyarlılık içinde oladursun bir gün etrafına gelip giden insanların ciddi tehdit altında olduklarını ve yanına rahat bir şekilde sokulamadıklarını görüyor; görüşmeler sağda solda hep kaçamak gerçekleşiyor. Bu durumda O (sallallahu aleyhi ve sellem), üç-beş kişilik meclisler teşkil edip onlarla yetiniyordu. O zamanlar hiç olmazsa eve döndüğünde de derdini dinleyecek ve kendiyle manevi alışveriş yapacağı, ufkuna göre bir zevcesi vardı. Ne var ki Allah (celle celaluhu), onu da elinden alınca sekiz-on (veya on-on beş) yaşlarındaki yetim çocukları ile baş başa kaldı. Bu arada onların en büyükleri olan Zeynep ve Rukiye kocaya gitmiş de olabilir. Valideleri vefat edince bütün dayanakları ve destekleri gitmiş oluyordu. Bunun ne derece zor bir hadise olduğunu ancak böyle bir durumu kendimiz bizzat yaşayarak anlayabiliriz. Dışarıda O'nu tehdit eden bir şiddete mukabil, alışık olduğu evde yalnızlığın O'na (sallallahu aleyhi ve sellem) verdiği ızdırabın derinliğini de varın siz kıyas edin. İşte Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bu ölçekte sıkıntılara maruz idi.

Allah O'na bu tür imtihanları tattırıyor ve daha ağırlarına hazırlıyordu. Evet, O (sallallahu aleyhi ve sellem) daha hayatta iken çocuklarının ölümlerini görecekti. Zira O, arkadan gelen insanlara her hususta bir rehberdi. O'nun yolundakiler de aynı şeyleri çekeceklerdi. Ancak, bu kadar imtihana karşılık Efendimiz, hiçbir zaman feryad ü figan etmemişti. Bu gibi hadiselerin o ölçüde hassas bir ruhta nasıl tesir icra ettiğini ve sinesinde nasıl duyulduğunu Allah Resûlü'nün hassasiyeti içinde aramak ve anlamak lazımdır.

Yaratılışın hikmeti

Allah'ın görünen âlemi yaratmasının pek çok hikmetinden biri şu olsa gerek: Hâricî, görünen vücut başka, ilmî vücut başkadır. Mesela sizin kafanızda tasarı halinde değişik vücutlar vardır. Bunlar, hariçte vücut bulsa kafanızdaki o şeyler birer şekil ve suret alacaklardır.

Misal bu ya, bir mühendis inşaatı yapmadan evvel kafasında evvela bunu tespit eder.. Sonra onları kaleme alır, sonra da şekillendirir. Zihindeki tasavvur başka, hâricdeki vücut daha başkadır. Binanın hâricî vücuda çıkması için çimentoya, demire, işçiye vs. ihtiyaç vardır. İlmî vücud denen şey onun kafasındakidir ve onu kimse göremez. Hâricî vücut ise o görülür.

Tabii Allah'ın bilmesinin böyle olduğunu söylemiyoruz. Allah'ın muhit ilminde, var olacak herhangi bir eşyanın imkânâtı, planları, tasavvurları ve tasarıları o muhit ilme göre mevcuttur. Gerçi bu tabirleri Allah'a isnat hatadır. O'nun muhit bir ilmi vardır ve onu sadece Allah bilir. Ve böyle bir bilme O'na mahsustur. Keza, Allah sadece ilimden ibaret değildir; O'nun ilminin yanında kudret, irade, sem' ve basar gibi sıfatları da vardır. Allah bu sıfatlarla bilinmelidir.

Öyleyse, "Allah biliyordu. Bilgisiyle iktifa etseydi." demek, insanı Allah'ın diğer sıfatlarını inkâra götürür. Nasıl ki ilmi tasarıları hazırlar, meşieti, kudreti, iradesi de adeta çimentosunu, demirini getiriyor gibi hâricî vücut adına o sıfatlar da nurlarını ifaze edecekler. Böylece o hem kendi kendini görecek, hem de onu başkaları görüp alkışlayacaktır. Evet, Allah yaratır ve ilmî vücudun, hâricî vücuttan farklı olduğunu enzâr-ı âleme gösterir.

Çalışmak ne zaman ibadet olur?

Çalışma da bir nevi ibadettir. Ama çalışma, ibadetle beraber olunca ibadet sayılır. İbadetle değerlendirilmeyen ve derinleştirilmeyen çalışma, ibadet değildir. Esasen bir yönüyle çalışma sıfır; ibadet de bir rakamdır. Çalışmanın kıymet kazanması, yanındaki rakama bağlıdır. Binaenaleyh beş vakit namazını kılan ve bu namazlar arasında hayatını işle süsleyen bir insanın iş hayatı da ibadet olur. Evet, namaz kılan bir insanın kazmasını yere vuruşu, bağını budaması, hatta tarlasına gübre atması dahi ibadettir. Hadis-i şerifin ifadesiyle, böyle birinin, "Hanımının ağzına bir lokma koyması sadaka olur." (Buhari, İman 41; Müslim, Zekât 48) ve ona sevap kazandırır. İşin doğrusunu emir ve takdîrin gerçek sahibi Allah (c.c.) bilir.

Karanlık Boğulurken

Şafak çoktan söktü, ufukta ışık cümbüşü,Zulmetler hırıltıda, soluk soluğa nûrlar.Çözülüyor bir bir ufkumdaki sis ve duman,Her yanda zümrüt

saçlarıyla o yeni bahar...

Yollarda bir nesil var, sanki fetih ordusu,

İki büklüm olmuş rükûa varıyor surlar.

Tâlihime tebessüm ediyor arz u semâ,

Ve bir zafer tâkına doğru gidiyor yollar...

Bir bir gerçekleştiğinde bütün bu rüyalar,

Dostlar şahlanır, düşmanın da yüreği hoplar.

M. Fethullah Gülen

Haftanın duası

Ey bizatihî var olup başkasına muhtaç olmayan ve her şeyin varlık ve bekası kendisine muhtaç bulunan Hayy u Kayyûm! Her hal ve tavrımızı rızan istikametinde eyle...

göz açıp kapayıncaya kadar hatta ondan da kısa bir süre için bizi nefsimizle baş başa bırakma.. bizi ve dünyanın dört bir yanındaki kadın-erkek kardeşlerimizi, sevdiklerimizi, dostlarımızı başımıza gelebilecek her türlü kötü durumdan himaye buyur!

Sözün özü

Allah Teâlâ, sözün tesirini, büyük bir ölçüde, söyleyenin hasbîliğine, diğergamlığına ve yaptığı irşad vazifesi karşılığında hiçbir ücret beklememesine bağlamıştır.

Çoğu zaman, bir köşeyi veya bir kürsüyü tutmuş, sadece dine hizmet için yaşayan samimi, hasbî ve diğergam bir insan, cılız bir sesle, pek de parlak görünmeyen bazı şeyler anlatır; fakat ma'şeri vicdanda büyük bir tesir bırakır. Çünkü o, müstağnî bir insandır ve muradı da Allah'tır.


Favori olarak ekle (11) | Görüntüleme sayisi: 92

Bu yaziya ilk yorumu yazin
RSS yorumlari

Sadece sitemizin üyeleri yorum yazabilir.
Lütfen üye iseniz ön sayfadan sisteme giris yapin veya üye olmak için ön sayfadaki üyelik kismindan 'kayit ol' yazisina tiklayarak ücretsiz üye olun....

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

Olimpiyatlar

Muhteşem Olimpiyatlar sonuçlandı

yemek tarifleri sitemiz açıldı

Cevşen-ül Kebir

Cevşenül Kebir okumak için tıklayın

Günün Sözü

gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... - gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi...

Siteye davet et

 50 Mesaj Kaldı
Dostlarınız

Copyright © 2009 gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi.... web tasarim: e-babil
bu sitede sigara içmek yasaktır