• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
Dürüst ve güvenilir tüccarı bekleyen büyük kazanç Yazdır E-posta

Dürüst ve güvenilir tüccarı bekleyen büyük kazançZühdün ferde ve topluma bakan yanlarını tefrik edemeyen, takvâ ile alakalı bir kısım hakikatleri ve incelikleri kavrayamayan bazı kimseler ticareti, çok çalışıp çok kazanmayı ve zengin olmayı gereksiz, hatta zararlı görebilirler. Buna karşılık, Allah Resûlü, "Sâdık ve emin tâcir şehitlerle, sıddıklarla ve nebilerle beraberdir." diyerek bir manada mü'minleri ticarete teşvik etmektedir. Şu kadar var ki, Allah'ın en sevgili kullarıyla beraber haşredilmesi için ticaret adamının mutlaka doğru, dürüst ve güvenilir bir insan olması gerektiğini de nazara vermektedir.

Evet, İslam'ın ticaret ahlâkını esas alan bir tâcir, dürüstlüğü, doğru sözlülüğü ve güvenilirliği ile muhatabına güven vermelidir. Müşterinin bilgisizliğini, gafletini ve ihtiyaç içinde olmasını sûistîmal etmemeli ve asla kimseyi aldatmamalıdır. Hatta aldatan ve kandıran bir insan olmayı, İslam dairesinin dışına çıkma gibi saymalı ve böyle bir akıbetten ürkmelidir. Evet, mü'min aldansa da aldatmaz. Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz, bir satıcının, ıslandığı için tartıda normal ağırlığından daha fazla gelen bir miktar buğdayı satmaya çalıştığını görünce, "Niçin ıslak tarafı halkın görebilmesi için üste getirmedin?" diyerek onu ikaz ettikten sonra, "Bizi aldatan bizden değildir." buyurmuş; kusurlu bir malı, ayıbını söylemeden satmanın bir Müslüman'a yakışmayacağını ve ondan gelen paranın da helal olmayacağını belirtmiştir.

Mahşerde nebilerle beraber olacak tâcirin en önemli vasfı sıdktır. Yalan söylemek ve hele yalan yere yemin etmek büyük günahlardandır. Allah Teâlâ, çok küçük menfaatler elde etmek için Nam-ı Celîlini kullananların ve yeminler ederek insanları aldatanların ötede yüzlerine bakmayacaktır. Bu hakikati dile getiren Resûl-i Ekem Efendimiz, "elbisesini yerlerde sürüyerek kibirle yürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve yalan yere yemin ederek malını fâhiş bir fiyatla satmaya çalışan" kimselerle Cenâb-ı Allah'ın konuşmayacağını, yüzlerine rahmet nazarıyla bakmayacağını ve onları can yakıcı bir azapla cezalandıracağını haber vermiştir.

Ticaret erbâbı için en az sıdk kadar önemli olan emniyet vasfı, alış-verişte âdil davranmayı, ölçü ve tartıyı tam yapmayı ve hileden uzak durmayı gerektirmektedir. Kur'an-ı Kerim, geçmiş toplumların gerileyiş, çöküş ve yıkılış sebepleri arasında ölçü ve tartıda haksızlık yapmalarını da saymakta; Hazreti Şuayb'ın peygamber olarak gönderildiği Medyen ve Eyke halklarını helake götüren sebeplerden birisinin de ölçü ve tartıda hile yapmaları olduğunu hatırlatmaktadır.

Çarşı cephesindeki kahramanlar

Diğer taraftan, ticaret akdinde bulunan hiç kimsenin aldatılmaması için dinimizin emirleri istikametinde bir dizi tedbirler tavsiye edilmiş; mesela, alış-veriş ve borçlanma anlaşmalarının kayıt altına alınması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, bir ticarî malı pahalanması gayesiyle stoklayıp daha yüksek bir fiyatla satmak için piyasaya arzını geciktirmek anlamına gelen "ihtikâr" ve gerçek alıcı olmayan bir kimsenin satış bedelini artırmak maksadıyla fiyat yükselterek müşteri kızıştırması diyebileceğimiz "neceş" gibi haksız rekabet çeşitleri de yasaklanmıştır. Dolayısıyla, bir tâcirin, söz konusu hadis-i şerifin şemsiyesi altına girebilmesi için ticaretteki bu türlü gayr-ı meşru muamelelerden de kaçınması gerekmektedir.

Bir iş ne kadar zor elde ediliyorsa ve o uğurda ne ölçüde meşakkatlere tahammül göstermek gerekiyorsa, onun sevabı da o kadar çok olur. Nitekim cephede düşman tarafından gelebilecek saldırıları gözetlemek için bir saat nöbet bekleme bir sene ibadete denk tutulmuştur. Düşman karşısında savaşıp şehit olma ise, bambaşka bir hayat mertebesine yükselmeye ve ötede nebîlerle ve sıddıklarla beraber cennete yürümeye vesile sayılmıştır. Şayet, sâdık ve emin tâcire, ahirette en kutlulardan müteşekkil olan o üç zümre ile beraber bulunma vaat ediliyorsa, demek ki onu da bekleyen bazı zorluklar vardır. İşte, ticaret hayatında karşı karşıya kalacağı zorlukları aşabilmesi için ahirette nâil olacağı o büyük mevki ve mükâfât müjdelenerek dürüst tâcirin iradesi takviye edilmektedir.

 

Evet, bazı kimseler cismanî arzuları ve şehevanî duygularının altında kalır ve aldanırlar. Bazıları rahat-rehavet, yurt-yuva ve ev-bark gibi dünyalıklara takılır, yolda kalırlar. Diğer bazıları da dünyaya bütün bütün meftundurlar; mala-mülke, servet ü sâmâna asla doymaz ve hep daha çok zenginlik arzularlar. Bu arzularını gerçekleştirmek için de her türlü gayri meşru işlere bile tevessül eder ve burası adına art arda yatırımlar yaparken ahiret hesabına sürekli kaybederler. Sâdık, iffetli ve helalinden kazanan bir ticaret adamı ise, pek çok insanın ayağının kaydığı bu hususlarda temkinli davranır, kaygan zeminleri dikkatli adımlar ve hep ahiretin yamaçlarını düşünerek hileden, yalandan, müşteriyi kandırmaktan ve haksız kazançtan ısrarla uzak kalır. Çarşı pazarda cirit atan binlerce şeytanın hücumlarına rağmen, haram-helâl mülâhazasına bağlı olarak alış-veriş yaptığı sürece, işinin başında geçirdiği ve geçireceği dakikalar da ibadet sayılır.

İşte, bu kayma noktalarında iradesinin hakkını verip mü'mince duruşunu koruyabilen ve kendini zorlayarak istikamet çizgisinde işini devam ettirebilen sâdık ve emin bir tâcir, buradaki cehd ü gayretine ve halis niyetine mükâfât olarak ötede nebîlerle, sıddıklarla ve şehitlerle beraber haşrolur. Böylece o, ticaretten vazgeçmediği ve dünyayı ihmal etmediği gibi ahiretine de gereken ehemmiyeti göstermiş ve ebedî saadete vesile uhrevî ücretini de elde etmiş olur. Zaten, bir açıdan sırat-ı müstakim, dünyayı ihmal etmemenin yanında, insanın kendisini ve ahiretini de gözetmesinin farklı bir unvanıdır.

Hâsılı; ticaretini güzel bir niyet, doğruluk ve emniyet üzere götürebilen, helalinden kazanıp başkalarına el açmadan ailesinin nafakasını temin etme gayesiyle çarşı pazar dolaşan, kazancında diğer muhtaç mü'minlerin de hakları olduğunu düşünerek darda kalmışlara gücü nisbetinde el uzatan ve bir de adalet, ihsan, şefkat ve itkan üzere yaptığı alış-verişlerinden elde ettiği kârın bir kısmını dinin i'lası yolunda ebediyet yatırımı olarak değerlendiren tâcirler, hadiste müjdelenen bahtiyarlardır.

ÖZETLE

1- Allah Resûlü, "Sâdık ve emin tüccar şehitlerle, sıddıklarla ve nebilerle beraberdir." diyerek ticaret adamının mutlaka dürüst ve güvenilir bir insan olması gerektiğini nazara vermektedir.

2- Yalan söylemek ve hele yalan yere yemin etmek büyük günahlardandır. Allah, çok küçük menfaatler elde etmek için yeminler ederek insanları aldatanların ötede yüzlerine bakmayacaktır.

3- Şayet, sâdık ve emin tüccara, ahirette en kutlulardan müteşekkil olan o üç zümre ile beraber bulunma vaat ediliyorsa, demek ki onu da bekleyen bazı zorluklar vardır.

İçki içenin namazı kabul olur mu?

Evvela, içki içen bir insan -Cenab-ı Hak hidayet etsin- içkiyi derhal bırakmalıdır; namazın kabul edilmesi Allah (cc)'a aittir.

Sâniyen, mevzuyla alakalı, "Bir kimse sekir verici bir şeyi içerse o kimsenin kırk gün namazı kabul olunmaz." şeklinde hasen derecede bir hadis-i şerif vardır. Bu, -Allahu a'lem- namaz kılan bir mü'min için mevzu bahistir. Mü'min, içkiden sakınmalıdır. İçki içen bir mü'minin kırk gün namazı Allah (cc) indindeki değeriyle kabul olunmamaktadır. Bunu o şahıs "boşuna namaz kılmasın" manasında anlamamalıdır. Nitekim namaz mü'minin miracıdır. Namazın, mü'minin ruhî ve kalbî hayatında çözdüğü bazı kilitler ve şifreler vardır. Namaz, hakiki ma'nada namaz olursa bu şifre çözülür. Onun için ayet-i kerimede, "Namaz, insanı fuhşiyattan ve münkerattan alıkor." (Ankebut, 29/45) buyurulmaktadır. Namaz fuhşiyat ve münkerattan alıkoyacak seviyede eda edilip yerine getirilmezse şifre çözülememiş demektir. Başka bir ifadeyle namaz, matluba uygun keyfiyette eda edilmemiş sayılır. Mü'min namazını matluba uygun eda ettiği zaman hayatına bir düzen ve denge, sair ibadet ü taatında da bin-bereket hâsıl olur.

İçki içen bir insanın namazının kabul olmaması -Allahu a'lem- namazın bu şifreyi çözebilecek durumda eda edilmemiş olması demektir. Her şeye rağmen mü'min, zimmetinde borç kalmasın diye namazını kılmalıdır. Yani Allah, o namazdan ötürü o kulunu sorguya çekmeyecektir. Ancak içkinin sorgusu ve hesabı daha başkadır. Şu kadar var ki, içki o kişinin ibadet hayatının ruhunu söndürmüş olur. Şimdi bu sözü biraz daha açmaya çalışalım.

Kim iyi bir amel yaparsa Allah ona bazen bir, bazen on, bazen yedi yüz, bazen de yedi bin sevap yazar. İçki ile kalbî rabıtasını koparan bir kimseye gelince o, Allah'ın ihsan edeceği bu bereketlerin dibine adeta cıva akıtmış olduğundan bu bereketlerden mahrum kalır. Onun namazı kabul olur ve o borcunu öder, fakat Allah'ın verdiği yümün ve bereketten istifade edemez. Bu ise hafife alınacak bir şey değildir. Bunun büyüklüğünü, yapılan hatalar ve günahlar karşılığında, ahirette başkalarının günahının insanın sırtına yükleneceğine dair bir hadisten anlıyoruz. (Bu durum, "Velâ teziru vâziratun vizra uhra - Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." (En'am, 6/164; İsra, 17/15; Fatır, 35/18; Zümer, 39/7; Necm, 53/38) ayetine de ters değildir.) Evet, insan bir şahsa karşı bir haksızlık, zulüm ve cevir yaptığından ötürü o kimsenin günahları onun sırtına yüklenecek ve hasenatı elinden ona verilecektir. Fakat atiyye, hediye, bereket ve lütuf olarak verilen ibadet ü taatı Allah, o kişinin elinden almayacaktır. Zira Allah, kendi verdiğini kulunun elinden almaz. İnsan bir ibadet yapmıştır. Bu ibadet bire birdir. Bire on olması, yani dokuzu Allah'ın lütfudur. İnsanın elinden alınacak şey sadece birdir ve onun dokuzu alınmayacaktır. Öyle ise bir kimse gerçekten ahirette kendisini kurtaracak o dokuzu, dokuz yüzü, dokuz bini heder etmemeye bakmalıdır.

Herhalde o kırk gün içinde kılınan namaz, bu dokuzu, dokuz yüzü veya dokuz bini altüst etmesinden ibarettir. İşin doğrusunu Allah bilir.

[HAFTANIN DUASI]

Allah'ım, beni, bütün mü'min kardeşlerimi, mü'mine bacılarımı ve arkadaşlarımı kurbiyetinin halaveti rızıklandır.Eziyet ve ızdırap veren saiklerden halas eyle. Sen benim Rabb-i Rahimimsin; ben ise Senin zavallı ve boynu tasmalı bir kapıkulunum. Evliya ve asfiyaya lütuf buyurduğun faziletleri bana ve benimle beraber bulunanlara da nasip et. Allah'ım, akıbet açısından hayırlı olan dualarımı kabul buyur; beni emel ve ümitlerimde hüsrana uğratma.

 

[SÖZÜN ÖZÜ]

Şikâyetlerin ekserisi nankörlükten ve kanaatsizlikten kaynaklanır. Şükür, nimeti artırdığı gibi şekvâ da musibeti büyütür.İnsan, illa şekvâ edecekse, nefsini Cenâb-ı Hakk'a şikâyet etmelidir; çünkü, kusur ondadır. Allah'ı insanlara şekvâ eder gibi, "Eyvah! Ahh!.. Of!.." deyip âciz insanların rikkatini tahrik etmek mânâsızdır. "Ben ne ettim ki, başıma bu geldi?" demek ise, Hak karşısında nasıl olunması gerektiğini bilememe cehaletinin neticesidir ve büyük bir küstahlıktır.


Favori olarak ekle (12) | Görüntüleme sayisi: 169

Bu yaziya ilk yorumu yazin
RSS yorumlari

Sadece sitemizin üyeleri yorum yazabilir.
Lütfen üye iseniz ön sayfadan sisteme giris yapin veya üye olmak için ön sayfadaki üyelik kismindan 'kayit ol' yazisina tiklayarak ücretsiz üye olun....

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

Olimpiyatlar

Muhteşem Olimpiyatlar sonuçlandı

yemek tarifleri sitemiz açıldı

Cevşen-ül Kebir

Cevşenül Kebir okumak için tıklayın

Günün Sözü

gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... - gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi...

Siteye davet et

 50 Mesaj Kaldı
Dostlarınız

bu sitede sigara içmek yasaktır