• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
Anasayfa arrow Gül'e Dair arrow Makaleler-Denemeler arrow Gurbette Bir Sultan: Bâbür
Gurbette Bir Sultan: Bâbür Yazdır E-posta

Hindistan’ın geniş coğrafyasında dur durak bilmeden dolaşırken hep Bâbür’ün hatıratındaki o canlı savaş sahnelerini hayâl ettim. Hayatı, cenk meydanlarında, büyük mücadelelerle dopdolu bir şekilde geçen hükümdarı Zahîrüddîn Muhammed Bâbür, bu coğrafyada dünyanın büyük devletlerinden birini kurmayı başarmıştı.

 O’nun: “Tan ağarırken asker tatlı uykuda idi. Kanber Ali sür’at ile gelip: ‘Düşman geldi, kalkın!’ diye bağırdı. Ben emin zamanlarda da daima elbiselerimi çıkarmadan yatardım. Kalkar kalkmaz kılıç ve ok kılıfını bağlayıp, derhal ata bindim. Tuğcunun tuğ bağlamasına vakit kalmadı; tuğu eline alarak, ata bindi. Düşmanın gelmekte olduğu tarafa gittik...” gibi ifadeleriyle anlattığı her anı mâcera dolu hayatının büyük bir kısmı, bu uçsuz bucaksız coğrafyada geçmişti.


14 Şubat 1483’te Fergana’da doğan Bâbür, babası tarafından Timur’a, annesi tarafından da Cengiz Han’a ulaşan bir Çağatay Türküdür. Asıl adı Zahîrüddîn Muhammed Bâbür’dür. Babası Ömer Şeyh Mirzâ b. ebû Sâ’id, Fergana’da küçük bir Timurlu prensliğini idare etmekteydi. Bâbür, 10 Haziran 1494’te babasının ölümü üzerine henüz 12 yaşında iken tahta çıktı. Bu tarihten itibaren iç karışıklıklar ve akrabaları arasındaki anlaşmazlıklarla mücadele etti. 1504’te Kabil’i aldı. Mâverâünnehr’i ele geçirme fikriyle hareket eden Bâbür, Safevîler ve Özbeklerle girdiği savaşlarda yenildi. Bu yenilgiden sonra geri çekildi ve bundan sonraki hedefini Kabil’den Delhi’ye kadar olan coğrafyada hakimiyet kurmak üzerine kurdu. 1519’da Sind nehrini geçti. İki yıl sonra Pencap, Senap, Bhâra, Siyâlkot, Seyyidpûr’u ele geçirdi. 1522 yılına gelindiğinde Bâbür’ün hakimiyeti Seyhun, Sind ve Belucistan’a kadar ulaş mış, artık Ludilerin Delhi’deki saltanatını tehdit eder hâle gelmişti. Nihayet 1524’te Ludi sultanı İbrahim Ludi’nin gönderdiği orduyu mağlup etmiş ve Lahor’u ele geçirmiştir. Fethettiği bölgelerin idaresini kendi adamlarına bırakan Bâbür, tekrar Kabil’e dönerse de bir süre sonra bölgede çıkan karışıklıkları düzeltmek amacıyla yeniden Hindistan üzerine yürümüştür. 21 Nisan 1526 tarihinde Panipat’ta İbrahim Ludi’ye ait yüzbin kişi ve bin filden müteşekkil orduyu çok az bir kuvvetle alt etmiş ve Delhi’ye girmiştir. Büyük oğlu Hümâyûn’u Delhi’ye yakın merkezlerden biri olan Agra’ya gönderen Bâbür, Kuzey Hindistan’da da hâkimiyetini pekiştirmiştir.

Bâbür Devleti’nin kurucusu büyük Türk hükümdarı Zahîrüddîn Muhammed Bâbür, Hindistan’da Türkçenin yayılması ve Türk şiir geleneğinin başlaması gibi çok önemli bir tarihî ve kültürel misyonu gerçekleştirmiştir. Etrafına ünlü şair, musikişinâs, hattat ve âlimleri toplayan Bâbür, sanatın hemen her türüyle ilgilenmiştir. O, sadece şiir söylemekle kalmamış, şiirin ve edebî eserlerin teorik yönleriyle de ilgili eserler yazmıştır. Bâbür’ün, Uygur ve Arap harflerini birleştirerek, “Hatt-ı Bâbürî” adı verilen yazı sitilini icat ettiği de bilinmektedir.1

Türk hükümdarları arasında divan sahibi birçok şair olmakla birlikte, hatırat yazan ve yaşadıklarını günü gününe kaydeden tek hükümdar olan Bâbür, Vekayi’de Hindistan seferinin anlatımına şöyle başlamaktadır: “Safer ayının birinci Cuma günü, 932 (1525) senesinde, güneş Kavs burcunda iken, Hindistan üzerine yürümek niyetiyle hareket edip Yek-Lenge tepesini aşarak Dih-Yâkup suyunun garp tarafındaki çayıra indik.” 2

Agra’yı fetheden Bâbür, birkaç günlük mesafedeki Dehli’yi giderek Şeyh Nizam Evliyâ, Hoca Kutbeddin, Sultân Gıyaseddin Balban ve Sultân Alâeddin Halcî’nin mezarlarını ziyaret eder. Bu sırada Dehlî’de padişah adına Cuma hutbesi okunur ve yoksullara akçe dağıtılır. İşte Hindistan’ı fethe tam beş kez niyetlenen Bâbür, bu son seferinde muvvaffak olmuştur. Tarih 1526’yı göstermektedir. Bâbür, bu fethi tamamen İlâhî yardım ve lutfa bağlamaktadır:

“Bu kadarcık kuvvetle tevekkül edip yüz binlik bir kuvvete sahip olan, Özbek gibi, eski bir düşmanı arkada bırakarak Sultân İbrahim gibi, çok askerli ve geniş memleketli bir padişah ile karşılaştık. Bu tevekkülümüz nisbetinde yüce Allah eziyet ve zahmetimizi boşa çıkartmayıp, böyle güçlü bir düşmanı mağlup ederek, Hindistan gibi, geniş bir memleketi fethettirdi. Bu devleti kendi güç ve kuvvetimizden değil, sırf Allah’ın lütuf ve şefkatinden ve bu saadeti de, kendi gayret ve himmetimizden değil, Allah’ın aynı kerem ve inâyetinden diye biliyoruz.” 3

Kabil’in sert ve soğuk iklimine alışkın padişahın Hindistan’ın farklı iklimine alışması bir hayli zor olmuştur. Bâbür gibi alışkanlıklarına çok bağlı bir padişahın Hindistan’da bulamadıkları bulduklarından fazladır: “Hindistan, letafeti az olan bir yerdir. Halkında güzellik, iyi muamele ve terbiye, aralarında münâsebet, zevk ve idrâk, edep, kerem ve mürüvvet, hüner ve işlerinde usûl ve intizam, kaide ve düzen, iyi ad ve iyi et, üzüm, kavun ve iyi meyveler, buz, soğuk su, pazarlarında iyi yemek ve iyi ekmek, hamam, medrese, mum, meş’ale ve şamdan, bunlardan hiç biri yoktur.” 4

Fetihten hemen sonra, Hindistan iklimine ve buradaki yaşayış tarzına alışamayan bazı beyler, Kabil’e geri dönmeye karar vermişlerdir. Bâbür, Allah’ın yardımıyla bu kadar güçlü bir orduyu yendikten sonra, şimdi de geriye dönmenin anlamsız olacağını söylerse de bu arkadaşlarını iknâ edemez. Geri dönenlerden biri olan Bâbür’ün dostlarından Şair Hoca Kelân, terk ettiği evinin duvarına şunları yazmıştır: “Eğer sağ ve selamet Sind’i geçersem ve bir daha Hindistan arzusuna düşersem, yüzüm kara olsun.”

Bu ifadeler, Bâbür’ü çok üzmüştür : “Biz Hindistan’da iken, böyle alaylı bir beyit söylemek ve yazmak yakışıksızdır. Gitmesinden bir küdûret oldu ise, bu latife bunu bir kat daha arttırdı.” 5 diyerek bu üzüntüsünü belirten padişah, çıktığı yoldaki azmini, irticâlen yazdığı ve Hoca Kelân’a gönderdiği şu şiiriyle ortaya koymuştur:

Yüz şükr di Bâbür ki Kerîm ü Gaffâr
Birdi sanga Sind ü Hind ü milk bisyâr
Isıklıgıga ger sanga yoktur tâkat
Savuk yüzini körey diseng Gazni bar

(Bâbür, şükret et ki, Kerim, Gaffar sana Sind, Hind gibi birçok mülk verdi. Eğer sıcaklığına dayanamıyor ve soğuğun yüzünü görmek istiyorsan, Gazne var.)


Ludilerin zehirlemeye çalıştığı Babür, ağır bir hastalık geçirmiş ve sonrasında iyileşince içki, afyon meclislerini bırakmaya ve tevbe ederek mütevâzı bir hayat yaşamaya karar vermiştir: “Pazartesi günü, cemaziyelevvel ayının yirmi üçünde gezmek için çıktım. Gezinti esnasında -tövbe gailesi hatırımda idi ve meşrû olmayan işi yapmakta devam ettiğimden, dâimâ vicdan azabı duyuyordum- dedim: Ey nefs! Ne zamana kadar günahlardan zevk alacaksın; tövbe tatsız değildir; onu da tat. Ne zamana kadar isyanda bulunacaksın ve ne zamana kadar mahrumiyetler içinde rahat edeceksin, ne zamana kadar nefsine tâbi olacaksın ve ne zamana kadar ömrünü zâyi edeceksin. Gazâ niyeti ile yürüyorsun, ölümü göze alıyorsun; ölümü göze alan kimsenin ne yapacağını bilirsin; kendini bütün haramdan uzak tutar, kendini bütün günahlardan temizler. Bu geçici hayata vedâ edip şarap içmekten tövbe ettim. Altın ve gümüş sürahi ve kadehleri, bütün meclis takımlarını o zaman toplayıp, hepsini kırdım; içkiyi terkedip, gönlümü rahatlandırdım.” 6

Bâbür, Baba Dost Suçı’nın Gazne’den getirdiği şarapları döktürür ve kırdığı altın, gümüş sürahi ve kadehleri dervişlere dağıtır. Bir gün içinde Bâbür’ün üç yüze yakın adamı da tevbe ederek içkiyi bırakır.

Bâbür’ün hayatındaki bu önemli karar, ülkenin dört bir yanına ulaşır. Müslüman halk da bu yönde telkin edilir. Babürnâme’nin bundan sonraki bölümlerinde Bâbür’ün sık sık namazdan bahsetmesi ve yaptığı işleri namaz vakitlerine göre düzenlemesi dikkat çekicidir. Bu değişimin “Risâle-i Validiyye Tercümesi”nin kaleme alınmasından önce gerçekleşmesi, Bâbür’ün söz konusu eseri, henüz kaleme almadan önce tasavvufa yöneldiğini de göstermektedir.

Birçok edebî ve ilmî eser sahibi olan Bâbür’ün Türkistan âlimlerinden Ubeydullah Ahrârî’den tercüme ettiği Risâle-i Vâlidiyye adlı eser, onun karakter ve rûh yapısını ortaya koyan önemli bir özelliğe sahiptir.

Bâbür, ünlü Vekayi’sinden öğrendiğimize göre, hastalandığı bir sırada, tıpkı Kasîde-i Bürde şairinin yazdığı şiirin hikmeti mucibince felçten kurtulması gibi, bu eserin manzum tercümesini gerçekleştirerek hastalıktan kurtulacağına inandığını belirtmiş ve neticede hastalıktan kurtulunca “risâle nazmının kabul edildiğini” anlayacağını da söylemiştir. Bir nevi tefeül sayabileceğimiz bu hadise, Bâbür gibi büyük bir Türk hükümdarının arkasındaki manevî dinamikleri belirtmesi bakımından önemlidir. Ayrıca eserin tasavvufî ahlâk ve nasihatnâme özelliği taşıması da şairin tasavvufa olan meylinin bir göstergesi sayılmaktadır.

Bâbür, eseri tercüme ettikten sonar şifa bulmuş ve tarihten itibaren mistik bir hayat yaşamaya başlar; hatta bir ara “devlet idaresini bırakıp, yanına sadece tek hizmetçi ve ibrik alarak bahçenin kuytu bir köşesine çekilmeyi” 7 bile düşünür.

Bâbür’e göre, Hindistan’da artık işler yoluna girmektedir. Bâbür, buradaki düzeni iyice sağladıktan sonra, ailesini, dostlarını ve zevklerini bıraktığı Kâbil’e geri dönecektir: “O vilâyetlerin letâfetini insan nasıl unutur. Bilhassa böyle tövbeli olunca, kavun ve üzüm gibi, meşrû zevki insan nasıl hatırdan çıkarır. Bu günlerde bir kavun getirmişlerdi; kesip yiyince, çok te’sir etti. Hemen hemen ağlayacaktım.” 8

Kavun ve üzüm hasretiyle ağlamaya varacak kadar yanıp tutuşan Bâbür, Hindistan’da akarsu bulunmayışından da şikâyetçidir:

Kavun birle üzümning hicride könglümde gam her sû
Akar sunıng firâkıdın közümdin her dem akar su

Bâbür’ün hayatının son günlerine kadar tevbesini bozmadığı ve hatta zaman zaman zühd hayatı yaşamaya niyetlendiği bilinmektedir. Kızı Gülbeden, ailesinin Kabil’den gelerek babasıyla birlikte Agra’da yaşadığını anlattıktan sonra, babasının zühd hayatına niyetlendiği ve artık tahtı Hümâyun’a bırakmak istediğini söylemektedir: “Birkaç gün sonra Zerefşan bağının seyrine gittiler. Mezkur bağda bir vuzuhane (abdest alma yeri) vardı. Bu vuzuhaneyi görünce (Bâbür): ‘Gönlüm saltanat ve padişahlıktan soğudu. Zerefşan bağının bir köşesine çekileyim; bana hizmet için afitabcı Tahir yeter, Padişahlığımı da Hümâyun’a vereyim.’ dediler. Bu esnada Hazret-i Akam ve bütün çocukları ağlamaya, sızlamaya başladılar ve dediler ki Allahu Teâlâ sizi padişahlık mesnedinde birçok yıllar ve sayısız karnlar kendi himayesi altında muhafaza etsin ve bütün oğullarınız sizin ayaklarınızda ihtiyarlık kemâlini bulsunlar.” 9

Bâbür’ün ilk mısraı Urdu dilinde olan şu beyti, padişahın zühd hayatına meylini ortaya koymaktadır :

Mujhko na hua kucch havas-i mung o moti
Fakr ehliga bas bolgusi pani u roti (17b)

(İnci ve mercana hevesim yok. Fakr ehline ekmek ile su yeter.)

Bâbür’ün aile fertleri içerisinde en çok sevdiği ve değer verdiği oğlu Hindal, Hindistan’a getirilmemiştir. “Hind’i alma” mefkûresini yüzünü göremediği oğluna isim olarak veren Bâbür, buna ziyadesiyle üzülmüştür. Nitekim hasta yatağında, ziyaretine gelen herkese Hindal’i sorar. Gülbeden, Bâbür’ün Hindal’e olan hasretini çok canlı tablolar halinde yansıtmaktadır:

“Hazret-i Padişah Babam her zaman ve her saat Hindal’in nerede olduğunu ve ne yaptığını soruyorlardı. Bu sırada biri huzura girdi ve dedi ki Mir Hurd (küçük) Beyin oğlu Mir Berdi (Verdi) Bey görünüşe(huzura) geldi.

Hazret-i Padişah Babam derhal tam bir ıstırapla (tehalükle) onu çağırarak : Hindal nerededir? Ne zaman gelecektir? İntizar ne belâdır dediler.(...) Sonra, “Hindal Mirza’nın boyu bosu ne kadardır ve kime benziyor ?” diye sordular. Mir Berdi Bey, Mirza’nın elbiselerini giydiği için dedi ki: “Bu giydiğim elbise Mirza’nın elbisesidir ki bu kölelerine ihsân buyurmuşlardı.” Hazret kendisine yaklaşmasını söylediler, tâ ki Hindal’in boyu bosunu ve ne mikdar büyüdüğünü görsünler. Ve her zaman ve her saat “bin yazık ki Hindal’i göremedim.” diyorlardı. Huzurlarına gelen her birinden “Hindal ne zaman gelecek?” diye sual ediyorlardı.” 10

Bâbür, Hindal’i göremeden ve yerine oğlu Hü-mâyun’u varis ilân ederek 25 Aralık 1530 yılında pazartesi günü, taht merkezi Agra’da vefât etmiştir. Bâbür vefât ettiğinde henüz 48 yaşındadır. Vasiyeti üzerine Kâbil’de toprağa verilmiştir. Torunu Şâh Cihân 1646 yılında Bâbür’ün mezarı üzerinde bir türbe yaptırmıştır.

Bâbür, yüce bir ideal için, rahatını bozan, evini, ailesini terk ederek bağrına taş basan ve gençliğinin baharında gurbeti mesken tutan sultanlar sultanıdır…



Kaynaklar
Bâbür, Baburnâme, Haz.: Reşit Rahmeti Arat, Kültür ve Tur. Bak. Yay. Ankara 1985, s. 403-613.
Bâbür Dîvânı, [Haz.] Dr. Bilâl Yücel, AKM Yay., Ankara 1995.
Gülbeden, Hümayunnâme, [Çev.] Abdürrab Yelgar, TTK. Yay., 2. bs., Ankara 1987, s.132.
Zahiruddin Muhammad Bâbür Mirza, Bâbürnâma, Edited by Şinasi Tekin, Gönül Alpay.
Tekin, Chaghatay Turkish Text with Abdul-Rahim Khankhanan’s Persian Translation by W. M. Thackston, Jr.,Published at The Department of Near Eastern Languages and Civilizations Harvard University, 1993, A.D. 1528-29, s.737.

Dipnotlar
1.Ali Alparslan, “Bâbür’ün icat ettiği “Bâbürî yazısı” ve onunla yazılmış olan Kur’an I, Türkiyat Mecmuası, XVIII, (1973-75), İst. 1976, s. 161-168; Ali Alparslan, “Bâbür’ün icad ettiği Bâbürî yazısı, Türkiyat Mecmuası, XIX (1977- 1979), İst. 1980, s. 207-211.
2.Babürnâme, s.403.
3.Babürnâme, s.434.
4.Babürnâme, s.467
5.Babürnâme, s.474
6.Babürnâme, s.501.
7.Dr. Bilâl Yücel, age., s.18.
8.Babürnâme, s.577
9.Hümayunnâme, s.133
10.Hümayunnâme, s.135-136.


Favori olarak ekle (15) | Görüntüleme sayisi: 107

Bu yaziya ilk yorumu yazin
RSS yorumlari

Sadece sitemizin üyeleri yorum yazabilir.
Lütfen üye iseniz ön sayfadan sisteme giris yapin veya üye olmak için ön sayfadaki üyelik kismindan 'kayit ol' yazisina tiklayarak ücretsiz üye olun....

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

Olimpiyatlar

Muhteşem Olimpiyatlar sonuçlandı

yemek tarifleri sitemiz açıldı

Cevşen-ül Kebir

Cevşenül Kebir okumak için tıklayın

Günün Sözü

gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... - gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi...

Siteye davet et

 50 Mesaj Kaldı
Dostlarınız

bu sitede sigara içmek yasaktır