• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
Anasayfa arrow Tüm Makaleler arrow İnsaf, dinin yarısıdır
İnsaf, dinin yarısıdır Yazdır E-posta

İnsaf, dinin yarısıdırİslam'ın en küçük emrini bile hafife almak dinen çok sakıncalıdır. Tesettür meselesinin son günlerde bilhassa bazıları tarafından politize edilerek ayağa düşürülmek istendiğine esefle şahit oluyoruz. Tesettür, gerçi dinin esasını teşkil eden imanî meselelerden değildir; İslâm'ın beş şartı arasında da yer almaz. Fakat Kur'an'ın açık emridir. Farziyeti, hem Kur'an'la, hem Sünnet-i sahiha ile, hem de 14 asırlık İslâm tarihindeki uygulamalarla sabittir. Nur Suresi 31. âyetinde mü'min kadınların başlarını, boyunlarından ve göğüslerinden de açık bir yer bırakmayacak şekilde örtmeleri emredilmektedir. Kur'an-ı Kerim, bununla iktifa etmemiştir. Düşünün ki, Peygamber Efendimiz'in pak zevceleri, hükmen bütün mü'minlerin anneleridir.

Peygamberimiz'den sonra da kendileriyle evlenmek bütün mü'min erkeklere haram kılınmıştır. Böyle iken, yani onlar bütün mü'min erkeklere haram iken, Ahzab Sure-i celilesi 59. âyetinde sadece mü'min kadınlara değil, Peygamber Efendimiz'in pak zevcelerine, annelerimize, bütün mü'minlerin annelerine de, "Dış örtülerini, cilbablarını üzerlerine salsınlar" şeklinde, Sünnet-i sahihanın ve İslâm tarihindeki bütün uygulamaların ortaya koyduğu üzere, el, ayak ve mezheb-i Hanefiye'de yüz dışında bütün vücudun bol bir elbise ile örtülmesi emredilmektedir. Arz edildiği gibi, başın tamamını içine alacak şekilde tesettür emri, yalnız Kur'an-ı Kerim'le değil, aksine hiçbir ihtimal vermeyecek şekilde Sünnet-i sahiha ile ve İslâm tarihindeki uygulamalarla sabittir. Bu hususta müfessirler, muhaddisler, fakihler arasında farklı ve aykırı görüş belirten olmamıştır.

Belki günümüzde bir kısım kimselere şirin gözükmek ve fantastik düşüncelerle kendilerini ifade etmek için baş örtüsünün Kur'an'ın emri olmadığını iddia eden ilâhiyatçılar da vardır. Fakat, bu mevzuda Kur'an'ın emri, tarih boyu hiçbir müfessirin farklı mülâhazada bulunmadığı ölçüde açıktır. Meselenin mütehassısı olan ve dini bugünlere kadar bize taşıyan on binlerce müfessir, muhaddis ve fakihin yanında, Peygamber Efendimiz ve vahyin ilk muhatapları olan Sahabe-i Kiram başta olmak üzere 14 asırlık İslâm tarihinde bütün Müslüman nesillerce ittifakla uygulanabilmiş bir hükme muhalif birkaç günümüz ilâhiyatçısının bazı garezlere bağlı görüşleri hiçbir değer ifade etmez.

Kaldı ki elfaz-ı küfrü anlatanlardan İmam Birgivi'nin Tarikat-ı Muhammediye şerhi Berika isimli kitabın sahibi Hâdimî, elfaz-ı küfrü saydığı yerde şöyle demektedir: Efendimiz'den açık nasla gelen hususlar şöyle dursun zayıf dahi olsa O'na nispet edilen şeyi hafife almak dinen çok mahzurludur. Mesela "Efendimiz şundan hoşlanırdı." ifadesine karşılık birisi, "O hoşlanırdı ama ben hoşlanmıyorum." derse küfre düşer. Bir insan o tür bir şeyden hoşlanmayabilir. Ancak burada mesele Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e nispet edildiği için, bir kimsenin böyle bir tepkisi, Allah Resulü'nü hafife almak gibi değerlendirileceğinden böyle bir tepki o kişiyi küfre götürür.

Tesettürü hafife alanlarla tartışmayın

Bir de doğrudan doğruya Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in eliyle tahkim edilmiş bir mevzuda, "Hayır bu öyle değil de böyle olmalı" diyen kimse de küfre düşer. Binaenaleyh "Bu zamanda tesettür olur mu?" diyen bir insanın durumu tehlikelidir. Ancak, "Bu zamanda kadını ille de siyah çarşafa sokmanın bir manası yoktur" deme aynı değildir. Çünkü tesettür, ne çarşaftır, ne mantodur, ne de başka bir şey; tesettür, kadının tepeden tırnağa, başka erkekleri tahrik etmeyecek şekilde kapanmasıdır. Bu siyahla olabileceği gibi beyazla, maviyle veya pembeyle de olabilir. Ancak şu bilinmelidir ki, zati tesettürü inkâr veya hafife alma dine karşı çıkma sayılır.

Ne var ki bu mevzu fazla kurcalanarak insanlar küfre zorlanmamalıdır. Her şeyden önce akidenin iyice güçlendirilmesi gerekir. Evet, insanlarda dinî duygu ve düşünce öyle râsıh hale gelmelidir ki, onlar dine ait herhangi bir meseleyi konuşurken başlarında kuş varmış gibi konuşmalı, onu uçurup kaçırırım diye ödleri kopmalıdır. Evet evvela, insanları bu hale getirmek gerekir. Laubali bir insanla, dinin teferruatına ait meseleler konuşulmaz. Böyle bir kişi meseleyi keser atar ve dalalete düşer. Bu sebeple tesettürü hafife alan kimseyle münakaşaya girişilmemelidir. Zira böyle bir insanın derdi daha büyüktür; büyüğü bırakıp daha alttaki konularda münakaşa ve tartışma, maksadın aksiyle sonuçlanır.

Meselenin bir diğer yönü de şudur: Tesettürün, zamanla, mekânla, şartlarla hiçbir alakası yoktur. İnsan acaip bir kılık ve kıyafet de giyse yine kafası çalışabilir. Mesela diyelim ki bir ülkede kadın erkek herkes başlarına kalpak giymektedir. Bu ülkede başına kalpak giyen kimse aptallaşmamış, aptallaşmak bir yana sanayisi ve tekniğiyle çok ileriye gitmiş de olabilir. Düne kadar Avrupa başını kapatıyordu. Onların başlarını kapatmaları, gelişmelerine mani olmadı; açılıp saçılmaları da daha farklı bir performans sergilemelerine...

Ayrıca ben, medeniyet mefhumuyla da bu meseleyi telifte zorlanıyorum ve "Medeni insan açık gezer." sözünü kabul etmiyorum. Medeniyet, eski devirlere nispeten onlardan uzak olmak, onların tarz-ı hayatından berî olmak ise, tam aksini düşünmek de mümkündür. İslam, tesettürü getirmiş; tesettür, kadını bir manada daha cazip hale getirmiş, içlerde ona karşı hürmet hissini güçlendirmiş ve zamanla o kadının sevdiği bir kıyafet haline gelmiştir. Diğer bir açıdan eğer medeniyet, çok eski devirlere ait şeylerden uzaklaşma ise, bugünkü durum, İslam'dan evvel cahiliye devrinde de yaşanıyordu. Bu itibarla da meseleyi bir kısım ön kabullere bağlayarak, "şu medeni, şu ise gayr-i medeni" demek fevkalade yanlıştır.

Cenab-ı Hakk (cc) bizi basiretten mahrum etmesin! İsterseniz, "insaf, dinin yarısıdır" deyip bu hususu da noktalayalım.

ÖZETLE

1- Belli bir yaşta, nizam ve intizâm şuuruna ulaştırılamamış nesiller; ne kadar kabiliyetli olurlarsa olsunlar, bütün hayatları boyunca, tek-elli, tek-ayaklı gibi yaşarlar.

2- İbadet ü taatinde her şeyi yerli yerine koyan insan, maddî dünyasındaki eşyayı da kendi yerlerine koyar ve tertip, düzen içinde yaşamakta hiçbir zorluk çekmez.

3- Bütün mükellefiyetlerini yerine getirenler, iç âlemleri itibarıyla durmadan bir buhurdanlık gibi tütmekle beraber, dış dünyalarında da âhenkle yaşarlar.

Din konusunda rastgele konuşmamak gerek

Tesettürü, başörtüsünü başka adlar altında da olsa başka kaynaklara bağlamak, bu mevzuda tuhaf tuhaf ve birbiriyle tutarsız iddialar ortaya atmak, gülünç kaçmaktadır.

 

Tesettüre, başörtüsüne bazı mülâhazalarla karşı olabilirsiniz, ama bunun İslâm'da olmadığı gibi iddialar ileri süremezsiniz. Hele hele, en basit meselelerde bile bir uzmanına müracaat ederken, akıl ve ilim bunu böyle yapmayı gerektirirken, Allah'ın marziyatının, bizden neler isteyip neler istemediğinin ifadesi olan din konusunda da rastgele konuşamazsınız. Bu, en hafif ifadesiyle gayr-i aklîliktir, gayr-i ilmîliktir, had bilmemektir. En azından, ülkemizde din işlerini tanzimle vazifelendirilmiş Diyanet İşleri Teşkilatımız var, ona bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu var, bunlara müracaat edilir ve onların sözü dinlenir.

Bu, meselenin bir buudu. Diğer buudu, ülkemizde ilme, ilmî, teknik kalkınmaya hizmet etmesi gerekenler, üniversitelerin din ve inanç değil, bilim yeri olduğunu söyleyerek başörtüsüne karşı çıkıyorlar. Bunu yapanlar, bilimi en öne alan insanlar. Nasıl bir tenakuz ve çarpıklık ortaya koyduklarının farkında değiller. Din ile bilimin arası Batı'da uzun süren çatışmalar sonunda ayrılmış; Descartes çıkmış, buraya kadar bilimin, şuraya kadar da dinin sahasıdır demiş. Bugün üniversitelerimizde benimsenen de bu. Gerçi böyle bir ayrılık, Müslümanlar olarak bizim inanç sistemimizde de, ilme bakışımızda da, tarihimizde de yoktur. İlim ve din, bizde aynı manânın iki farklı ifadesinden ibarettir. Biri zihnin, diğeri kalbin ışığı olarak görülmüştür. Bu sebeple, Batı'da Rönesans'a, ilimlerin gelişmesine zemin teşkil eden, bu gelişmeye dinamikler sağlayan muhteşem bir ilim tarihimiz var bizim. Bu tarihi dolduran İbn-i Sinalar, Zehravîler, Birunîler, Harizmîler, İbn Heysemler ve daha on binlercesi, tek bir sahada da değil, birkaç sahada birden hem birer büyük ilim adamı idi, hem de çok iyi dindardı, pek çoğu Sufi idi. Din ve ilim, bizim tarihimizde hiçbir zaman çatışır görülmedi, birbiriyle iç içe yer aldı. Ama Batı'daki çatışmanın neticesinde din ve ilme Kartezyen felsefede iki ayrı yer verildi. Dolayısıyla bir insan, dindar ise, dine bağlı ise, başını örtüyorsa bu insan ilim yapamaz, ilim insanı olamaz demek; üniversitelerde başörtüsü takmayı üniversitelerin ilim yuvaları olmasına aykırı görmek, bir ilim adamına asla yakışmayan bir tavırdır. Kaldı ki, hepimiz biliyoruz, Galileo da Newton da, Laplace da ve daha pek çokları da dine karşı değillerdi; hattâ içlerinden bazıları ciddi dindardı. Eddington'u nereye korsunuz? Dindar olmakla ilim yapmayı birbirinden ayrı mütalâa ederseniz, ilim âleminin başının taçlarından olan Einstan'a da muhalefette bulunmuş, din ile ilimden birini kör, diğerini topal yapmış olursunuz.

Nerede o yeminler
Kadrim bilinmedi deyip darılma!

Bilinmeden göçüp gitti büyükler.

Darılıp yerinden sakın ayrılma!

Himmet bekler taşınacak bu yükler.

Sen azmedip yürü, bilenler bilsin!

Yürü ki zirveler rükûa gelsin,

Zorluklar karşında bir bir eğilsin,

Yolunu bekliyor yerler ve gökler.

Makam arzusu, mansıp düşüncesi,

Pusuda bekleyen menfaat hissi.

Yoktu önce bunların hiçbirisi,

İhlâs tütüyordu bütün emekler.

Bir yangın görürsen söndürecektin,

Koşup hemen içine girecektin,

And içmiştin canını verecektin

Nerede o yeminler nerede dilekler..?

 

[SÖZÜN ÖZÜ]

Müsbet manada tenkit etmek ve tenkide açık olmak ilmî esaslardan birisidir. Ne var ki, onun da bir üslûbu ve uygun bir şekli vardır. Her şeyden önce, tenkit eden kimse insaflı davranmalı, söyleyeceklerini nefsi hesabına değil, Hak rızası adına söylemeli ve hayır mülâhazasından başka bir niyeti bulunmamalıdır. Tenkidin sâiki, hak aşkı ve hakikati tenzih arzusu olmalıdır; insaflı bir münekkid sadece hak ve hakikatin inkişafını maksat yapmalıdır.

 

[HAFTANIN DUASI]

Ey güç ve kuvvetin yegâne sahibi Allahımız! Sen Kavî'sin, biz ise Sen'in aciz ve muhtaç kapıkullarınız. Bizi Sen'den başka kim koruyup kollayabilir!

Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi bizi de sürpriz lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla! Bize ve yeryüzünün değişik yerlerindeki bütün inananlara, özellikle de zulme ve haksızlığa uğratılmış mazlumlara dünya ve ukbada tasa ve elem sebebi olan kötülüklerin hepsini bertaraf et!


Favori olarak ekle (21) | Görüntüleme sayisi: 175

Bu yaziya ilk yorumu yazin
RSS yorumlari

Sadece sitemizin üyeleri yorum yazabilir.
Lütfen üye iseniz ön sayfadan sisteme giris yapin veya üye olmak için ön sayfadaki üyelik kismindan 'kayit ol' yazisina tiklayarak ücretsiz üye olun....

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

Olimpiyatlar

Muhteşem Olimpiyatlar sonuçlandı

yemek tarifleri sitemiz açıldı

Cevşen-ül Kebir

Cevşenül Kebir okumak için tıklayın

Günün Sözü

gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... - gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi...

Siteye davet et

 50 Mesaj Kaldı
Dostlarınız

bu sitede sigara içmek yasaktır