• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
Anasayfa arrow Tüm Makaleler arrow Kapılara Dokunmak
Kapılara Dokunmak Yazdır E-posta

KAPILARA DOKUNMAK

Kaleler seyirlik şimdi; birkaç lira verince açılıyor ardına kadar. Burçlarda fotoğraf çektiriyorsun. Ve atlar koşu alanlarında. Fatihlerse darusselam’a uçup gitmişler. Yazık ki yüreklere huzur çağlayanları sunan o mamur fetihler, fetihnamelerde kalmış. Atlasları tarıyorsun, kapısına dokunulmadık o kadar şehir var ki... Üstelik büyük İkbal’in: “Bu âvâre gönle bir durak bağışla! Aya bu ay parçasını kat!” mısraını dua eyleyen kıta büyüklüğünde kaleler var. Fethedilmeyi bekliyorlar. “Öncekiler sonrakilere ne çok iş bırakmış.”

Silahlara sarılmayı marifet bilenler, savaşmayı da fetih olarak görenler yanılıyorlar. Bu ihtiyar dünya gözyaşına doydu doyacağı kadar, acıya da. Bilmeyen mi var! Artık, gülmek istiyor biraz da. Bir ayna gibi bin parçaya bölünmüş kalbi, kırıkları bütünleştirecek mahir elleri bekliyor. Gönül dünyasının da bu dünyadan farkı yok; dağılmış, kum gibi. Kimileri sürgün edilmiş. Kırgın kimileri. Bazı hoyratlar kâr saymış bunu. Üç beş gönlü toparlayan bir tarafa yönelmiş. Kabuğuna çekilmiş mazlumlar. Görmeyen mi var! Ve istilâlar başköşeye kurulmuş. Ümit tükenmemiş olacak ki gönül ülkesinden kopan her bir zerre, farklı iklimlerde aynı duayı tekrarlıyor: “Bu âvâre gönle bir durak bağışla! Aya bu ay parçasını kat.” Evet, onlar birer ay parçası. Ümide sarılmışlar ve bütüne uçuyorlar kanat kanat. Sultan Veled’in dediği gibi: “Parçadan doğan her şey, bütünden bir parça sayılır. Ey kudret sahibi akıllı kimse! Sen bunların hepsini, bütünden bil.”

Dağılmışların, kırılmışların her biri bir denizyıldızı. Kıyıya vurmuşlar ve öyle çoklar, öyle yalnızlar ki! Kurtuluş denize dönmekte, biliyorlar ama ne kadar zor bu. Bir fetih gerçekleşsin, bir el uzansın istiyorlar illa, kendilerini maviliklere doğru savuracak bir el. Öyle bir el ki hayatbahş. Hissetmek zor değil. İşte, bu gariplerin şu ateşin mısrayla yatıp kalkmadıkları gün yok: “Sîne, bütünüyle dertle doldu. Yazık, bir merhem olsa bari. Gönül, yalnızlıktan bezdi. Ya Rabbi bir hemdem!” [Hâfız-ı Şirâzî] Hepsinin özlemi aynı; halden anlayan dostlar ile sükuna erecekleri, derinlerine dalacakları, beyaz köpüklerinde dalgalarla yarışacakları bir sıla.

Sılaya bakıyorsun, pırıl pırıl. Lâciverdî bir rüyayı andırıyor. Öyle bir sıla ki güneşin şavkı değince tutuşuyor sanki. Bir renk cümbüşüdür, alıp gidiyor. Geceleriyse üzerine dolunay düşüyor. Kehkeşanlar sulara göz kırpıyor, köpüklerle yarışıyor. Yakamozlar, denizyıldızı kurtarmanın derdiyle çırpınıyor âdeta. Bir tek bile kurtarırsak razıyız, der gibi. Her yakamoz bir denizyıldızı çekiyor. Ve bir daha! Bir daha! Çekilen mutlu, çeken mesrur. Sevinç üstüne sevinç yaşıyorlar. İşte ne güzel oluyor böyle. Seyredenlerin ta gözbebekleri gülüyor. Bu rüyanın büyüsüyle onlar da bir yakamoza kapılıp gidiyorlar.

Dostlara bakıyorsun, onlar da bir ay parçası. Ve Sâdî’nin Bostan’ında dediği gibi söylüyorlar: “…sana ümit bağlayan zayıfların duası, yiğitlerin pazısından daha çok iş görür…” Seçkin bir fethin heyecanıyla dopdolular. Yaşamaktan çok, yaşatma azmi var içlerinde. Mevlânâ’nın: “Gel, gel, ne olursan ol yine gel!” sözünden çok, bir ulu kişinin: “Gidin, gidin, kim olursa olsun yine gidin!” sözünü parola seçmişler kendilerine. Giderken de: “…Gönlünün dert görmesini istemiyorsan, dertlilerin gönlünü ıstırap zincirinden kurtarmalısın.” [Sâdî] ilkesiyle gidiyorlar. Bu tür bir gidişi sefer, bir gönle girişi gerçek fetih biliyorlar. ‘Kapılara dokunuyorlar.’ Duymayan mı var! Silah yok ellerinde, kan yok, acı yok. Gözyaşı varsa şayet o da sevinçten. Sîneleri sarınca sımsıkı sarıyorlar. Yüzler ışık huzmesiyle yüz yüze gelince, yürekler gülüyor. Ağlıyorlar ayrılınca. Büyük bir iç fethe dönüşüyor bu gidişler. Dalga dalga bu fetih. Büyüyorlar ama sınırlar yeniden çizilmiyor. Bak, kulak ver ve eğil! Hayran olmamak elde değil…

Sultan Veled’in şu güzel sözü yankılanıyor dört bir yanda:“Kapı, duvar ve uzaklık gibi şeyler ruhun değil, cismin ve sûretin perdeleridir. Sûret olmazsa, perde de kalmaz.” Açılıyor kapılar bir bir. Ve kapılara dokunmak şaşaalı bir fethe dönüşüyor. Birleşiyor kalpler. El ele tutuşuyor denizyıldızları, yakamozlar. Ve sonra uzaklıklar, duvarlar ve kapılar çekiliyor aradan. Uçup gidiyor perdeler.


Favori olarak ekle (6) | Görüntüleme sayisi: 103

Bu yaziya ilk yorumu yazin
RSS yorumlari

Sadece sitemizin üyeleri yorum yazabilir.
Lütfen üye iseniz ön sayfadan sisteme giris yapin veya üye olmak için ön sayfadaki üyelik kismindan 'kayit ol' yazisina tiklayarak ücretsiz üye olun....

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

Olimpiyatlar

Muhteşem Olimpiyatlar sonuçlandı

yemek tarifleri sitemiz açıldı

Cevşen-ül Kebir

Cevşenül Kebir okumak için tıklayın

Günün Sözü

gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... - gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi...

Siteye davet et

 50 Mesaj Kaldı
Dostlarınız

bu sitede sigara içmek yasaktır