|
“Bu mektup canlar yaratan bir ulunun adıyla başlar. Akıllar ona sığınır. Bütün bilgiçlerin en bilgici odur. Dilsizlerin dilini bilir. Siyahlığı ve beyazlığı (gece ve gündüzü) taksim eden; kuşa, balığa rızkını veren odur. Gökyüzünü O, yıldızlarla aydınlatır. Yeryüzünü insan ile süsleyen odur. Evveli olmıyan zamandan beri azamet ile tek var olan, ve sonsuz bir diriliğe ve varlığa sahibolan odur. Can verdi. Can verdiğine cihan» verdi.
Bundan büyük bir hazineyi kim ihsan edebilir? Canı akıl nuriyle süsledi. Can ve akıl ile de bu cihanı aydınlattı ve böylece tevhit ile başlıyan mektup şöyle devam ediyordu: ''Bir kuşa benziyen bu mektup bir gamlıdan bir dertliye uçup gidecektir. Yani bir kaleye hapsedilmiş olan benden kafesini kırıp parçalamış olan sana bir haber götürecektir. Ey evveli olmıyan zamandan beri benim sevgime kendini bağlıyan, ey sevgi ile yedi kat göklere yol bulan sevgilim, nasılsın? Ey sevgi hazinesinin hazinedarı, aşk seninle revnak bulmuştur. Ey kanı ile dağları, taşlar- kızıla boyayan, ey akik gibi taşlıkta yurt edinen, ey mihnet karanlıkları içinde Abıhayata benziyen Mecnun, bu zulmetler içinde sabahın nurunu pervane gibi gözleyen biçare, ey macerası ile âlemi birbirine kattığı halde kimsesizlik mezarında (gûr) birkaç yaban eşeği ile (gûr) yaşıyan sevgilim, ey benim yüzümden-herkesin kınamasına uğrayan ve bu aşkına kıyamete kadar sadık kalacak olan yârim, ey kendine acımayıp kendini mahveden (kendi harmanına eliyle ateşvuran) zavallı, sen bana vefakârlığın yüzünden türlü dedikodulara uğradın. Ben gönlümü sana vermiştim. Sen de bana aynı vefakârlıkla mukabele ettin. Nasılsın, ne haldesin? Ben derun sevginle yaşıyorum; sen kimi seviyorsun? Senin bahtın gibi senden ayrıyım, sen¬sizim; fakat senin eşinim. O aldatılmış olan eşim gerçi çifttir (yani evli) fakat gece benimle baş başa uyumamıştır. Ben ezildim; fakat incim ezilmemiştir. Kimse elmasını onda denememiştir. Kapısı mühürlü bir inci hazinesiyim, açılmamış gonca gibiyim. Kocam, her ne kadar bir kocaya lâyık evsafı haizdir; fakat sen değildir; ne kıymeti var. Sarımsak da susama benzer; fakat güzel kokusundan dolayı susam gibi ellerde gezmez. Acur da eğri ve turunç gibi ekşidir ama onun gibi güzel kokulu ve leziz değildir. İsterdim ki bu âlemde senin gibi bir eşim olsun. Seninle yaşamadıktan sonra ne günahım var ki bu hayat ıstırabına katlanıyorum. Senin arzularına râmolmıyacak bir gönül - ebediyen mihnet içinde feryat etsin. Senin bir kılın benim nazarımda bir cihana değer. Senin yolundan bir diken benim için bir gülistan kadar kıymetlidir. Sen bir yeşil (had.-a) yerde oturuyorsun ve Hızır gibi temizsin, lekesizsin. Gel, abıhayat (Hızır suyu) ol bana can ver. Parlaklıkla ben ay isem sen güneşsin. Seni uzaktan görüyorum. Bilirsin ki ben sana gelmekte mazurum. Babanın ölümü beni çok müteessir etti. ''Teessürümden üstümü başımı yırttım. Kendi babam ölmüş gibi döğündüm. Gül gibi gözlerime mil çektim. (Gülün ortasında ince mile benzeyen teller.)Menekşe gibi siyahlara büründüm. Senin bütün matemine iştirak ettim. Yalnız sana başsağlığına gelemedim, bir kusurum budur. Bedenim senden ayrıdır; canım her zaman senin yanındadır. Gönlündeki büyük acıyı biliyorum. Sabretmelisin, ondan başka çare yoktur. Bu çabuk konup göçülen konak yerinde zamaneye uymalı, hâdiseleri olduğu gibi kabul etmeli.
Akil, ağlıyarak düşmanını güldürmez. Bilen insan, düşmanının sevineceği bir ıstırabı hatırına dahi getirmez. Köylü, tohumu toprağın içine atar, buna acımamalı; zira o tane bir tane daha yetiştirir. Şimdi dikenli olan hurma ağacı, yarın tatlı hurmalar verir. Diken içinde gizli olan gonca, açılacak bir gülü müjdeler. Kimsem yoktur diye üzülme. Ben yok muyum, ben senin kimsen değil miyim ve bu sana kâfi değilmidir? Kimsesizlikten feryadetmek akıl işi değildir; nihayet Allah kimsesizlerin -yâridir. Şimşek gibi yetimlikten yanma; bulut gibi gözyaşına batma. Babası gitti ise Allah oğluna ömür versin. Maden parçalansın; zararı yok, fakat incisi kalsın.'' Mecnun mektubu bitirince gonca gibi kabuğundan sıyrılıp çıktı. Aman yarabbi, diyerek bir müddet kendinden geçti. Ayılınca biraz da ağladı. Bu haberi getiren adama sarıldı; kâh elini, kâh ayağını öpmeye başladı. ''Ah, ne kalem var, ne kâğıt ki. bir mektup yazayım'' dedi. Bu zat, hemen ona kâğıt ve kalem verdi. Mecnun yazmaya başladı. Ve o ezelî derdi anlattı. Mektup bitince kapadı ve Leylâ''ya götürmesini rica ederek dostuna verdi. O da hemen rüzgâr gibi uçarak cevabı Leyla''ya götürdü. Leylâ gözyaşları içinde mektubu okumaya başladı. Favori olarak ekle (16) | Görüntüleme sayisi: 271
Sadece sitemizin üyeleri yorum yazabilir. Lütfen üye iseniz ön sayfadan sisteme giris yapin veya üye olmak için ön sayfadaki üyelik kismindan 'kayit ol' yazisina tiklayarak ücretsiz üye olun.... Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |