• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
Anasayfa arrow Gül'e Dair arrow Makaleler-Denemeler arrow Yahya Kemâl'in Kayıp Şiirlerinde Coğrafyanın izleri
Yahya Kemâl'in Kayıp Şiirlerinde Coğrafyanın izleri Yazdır E-posta

Türk Edebiyatında, hakkında sıkça bahisler açılıp yazılar yazılan isimler arasında, hiç şüphesiz, Yahya Kemâl’in mühim bir yeri vardır. O, yeni Türk şiirine kazandırdığı millî hüviyetten başka, sohbetleri, konferansları, hocalığı ve geniş muhtevalı yazılarıyla edebiyat ve fikir hayatımıza damgasını vurmuş bir şairimizdir.

Yahya Kemâl’in en bariz vasıflarından birisi, hiç şüphesiz, bizi biz yapan değerlerimizi çok iyi bilmesidir. Esasen o, dokuz sene yaşadığı Fransa’dan bambaşka bir Yahya Kemâl olarak dönmüştür. Orada, gayesiz bir şekilde dolaşmamış, sanat ve edebiyat muhitlerinin müdavimi olmuştur. Millî tarih ve millî zevkin, sanat ve edebiyat için değişmeyen bir ölçü olduğu da yine burada öğrendiği gerçeklerden birisidir. O, bütün bir hayatı boyunca gördüklerinden netice çıkartarak tarihe ve maziye nasıl bakılması gerektiğini görmüş ve geçmişe ait değerleri savunmanın bir taassup olmadığını çok iyi öğrenmiştir. Dikkate değer bir başka husus da şudur; şairimiz Batı’ya giden ve orada bir süre yaşayan birçok insanda da görüldüğü gibi tarihimizden ve mazimizden uzaklaşarak dönmemiştir. Bu değerlerden uzaklaşmak yerine, onlara daha sıkı bir şekilde bağlanmış, Batı’dan aldıklarıyla milletimizin öz değerlerini kayda değer bir üslupla birleştirerek onları kendisine mâl etmesini bilmiştir.


Yahya Kemâl, 2 Aralık 1884’te Üsküp’te dünyaya gözlerini açar. Balkan şehirlerinde geçen bu çocukluk devresi, Rakofça kırlarının hür havası ve uç beyi olan uzak cedlerin ihtirası ile birleşerek şairi derinden etkileyecektir. “Firuze kubbelerle bizim şehrimiz” olan Üsküp’te ezan sesleri arasında yaklaşık on yedi yıl geçirmiştir. Şuuraltında derin izler bırakan bu şehri şair ömrü boyunca “dâüssılaya benzeyen bir sızı” ve dinmeyen bir hasret olarak anacaktır.

Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir
Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir.

derken hem bu şehirden ayrılmanın, hem de Üsküp’ün elden çıkışının acısını içinden söküp atamadığını ifade eder.

Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum,
Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum
Kalbimde vardı Byron’u bedbaht eden melâl
Gezdim o yaşta dağları hülyâm içinde lâl

Aldım Rakofça kırlarının hür havasını
Duydum akıncı cedlerimin ihtirasını

Şair, neslinin bütün çocukları gibi büyük felaketlerin ortasında dünyaya gelmiş ve doğduğu, yaşadığı, toprakların elimizden çıkışını safha safha görmüştü. Dikkat edilirse Yahya Kemâl’in tarihimizde en çok özlediği devirler, hayat hamlesinin en güçlü olduğu devirlerdir. Özellikle çok önemli dönüm noktaları olan Malazgirt zaferi ve İstanbul fethi onun düşüncesinde ve şiirinde ayrı bir yer tutardı.

Ta Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bir nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu.

Bütün bu hissiyatının tesiriyle yazdığı Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Rubailer ve Bitmemiş Şiirler adlı kitaplarında Balkan şehirleri (Üsküp, Kosova, Niğbolu, Mercidabık, Mohaç, Varna, Belgrat, Rakofça, Budin, Eğri, Uyvar, Kalkandelen, Vardar) 22 defa, Anadolu şehirleri 20 defa, İstanbul ise semtleriyle birlikte 87 defa geçmektedir.

İstanbul, insanı kendine cezbeden pek çok özelliği ile Yahya Kemâl’den önce de şiirimizde çokça yer almıştır. İstanbul’da yetişsin veya yetişmesin, eski şairler bu güzel şehri benimsiyorlar, onun zevk ve safâ âlemlerini şiirlerinde övüyorlardı. Bunların içinde Nedîm’i hatırlamadan edemeyiz. Baki ondan çok evvel, Yahya Efendi, Baki’den az sonra, başka tarzda olsalar bile Cafer Çelebi ve Ataî hep İstanbul’u dillendiren şairlerdendir.

Bütün bu şairlerin İstanbul’u çok sevdikleri ve bize parça parça verdikleri muhakkaktır. Yalnız şu nokta var ki, hepsi az çok şehir çocuğu olarak bunu yapmışlardır. Yahya Kemâl’in onlardan farkı, İstanbul’un şairi olmasıdır. O, yaşanan bir medeniyeti hazır çerçevesinden değil, bir ferdiyetin adesesinden, bir daüssılaya benzeyen sevgiden ve bir tefekkürün arasından İstanbul’u görmüş ve teganni etmiştir.

Bu şehir, Yahya Kemâl için herhangi bir şehir değildi. Mimarisiyle, semtleriyle, insan manzaralarıyla şiirlerini süsleyen İstanbul, henüz 18 yaşındayken ilk defa geldiğinde şairi fazla cezbetmez. Zaten kalışı da kısa sürelidir. Neticede Üsküp’teki babasına da, İstanbul’daki akrabasına da haber vermeden bir Fransız vapuruna binip kaçar. Fakat Paris’ten döndükten sonraki tavrı tamamen bambaşkadır. Darülfünunda Fransız Edebiyatı üzerine verdiği derslerden arta kalan bütün vaktini İstanbul’u semt semt gezmekle geçirir. Bu gezintilerde Ahmet Hamdi Tanpınar gibi öğrencilerini de yanına alır. Gezdikçe, inceledikçe bütün bu semtlerde Müslümanlığın ve Türklüğün muhteşem terkibini görür. Öyle sever ki, “Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” diyerek bu sevgisini mübalağalı bir şekilde ifade eder.

“Baktım: Konuşurken daha bir kerre güzeldin
İstanbul’u duydum daha bir kerre sesinde.”

derken İstanbul’un güzelliği ile kadın güzelliğini özdeşleştirir. Yine şiirlerinde İstanbul bir insan hüviyetine bürünerek “aziz” olarak vasıflandırılır. Nice güzel şehirler görmüş olmasına rağmen İstanbul, bütün bu güzelliklerin kaynağı bir şehirdir.

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Cihan mülkünü bağışlasalar, yine de bu iltifat onu bu şehri sevmeden alıkoyamaz.

Talih bana dönse, nazikane,
Bir yıldız verse malikane,
Bigâne kalır iltifata,
İstanbul’a dönmek isterim ben.

İstanbul’un fethi sadece Türklük âlemi için değil, dünya çapında büyük bir hadisedir. Yahya Kemâl’in şiirlerinde de bu ehemmiyetli hâdise yer yer geçmektedir.

Bir âlem saçan zaferlerin kutlu işi,
İstanbul fethi Tanrı’nın kutlu işi
Gün doğmadan evvel o güzel saatte
On bin yiğidin Büyük Gedikten girişi.

“Koca Mustâpaşa” şiiri şâirin üzerinde çokça durduğu ve uzun yıllar titizlikle işlediği şiirlerinden biridir. Bu semte milliyetimiz öylesine sinmiştir ki, her köşesinde bu vatana ait değerlerle yüz yüze geliriz. Rûha huzur veren sükûneti, asaleti ve mütevekkilâne duruşuyla bu semt bir mücevher gibi parıldar ve büyük şâirin şiirinde hak ettiği yeri bulur.

Koca Mustâpaşa! Ücrâ fakir İstanbul!
Tâ fetihten beri mü’min, mütevekkil ve yoksul,
Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada
Koca Mustâpaşa var, camii var, semti var.

Müslüman Türklüğün en büyük ve tarihî mezarlığı olan Karacaahmet’i bağrında taşıyan Üsküdar, 1392’de Yıldırım Bayezid gazileri tarafından fethedilmiş ve o tarihten bugüne kadar fâsılasız Türk kalmış, her zerresiyle Türk rûhunu ifade eden bir hâlde olmuştur. Şiirlerinde zikredilen mekânlar içinde de Üsküdar ve burada bulunan Atik-Valde semti, on bir defa geçmektedir.

Üsküdar, bir ulu rü’yayı görenler şehri!
Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri
Hepsi der: “hangi şehir görmüş onun gördüğünü?
Bizim İstanbul’u fethettiğimiz o mutlu günü!

Burada Üsküdar, fethi gören, görmesiyle de vatanın diğer şehirlerinin gıpta ile baktığı bir yer olarak tebcil edilir. “Az sürer gerçi fakir Üsküdar’ın saltanatı” derken Yahya Kemâl, Koca Mustâpaşa ile birlikte, Türkçenin yoğun olarak konuşulduğu Türk âdetlerinin en saf şekliyle yaşandığı bu iki fakir semti özellikle anlatır. Şair fakirliği bir talihsizlik olarak görmez, tam aksine bunu büyük bir talih olarak kabul eder. Zira Türk töresi ve İslâm ahlâkı bu fakir kesimler arasında yaşamaktadır. Yeni ve zengin semtler çoktan frenkleşip gitmişlerdir.

İstanbul’un diğer semtleri de Yahya Kemâl’in şiirinde yerini bulur. O, İçerenköyü’nden Boğaz’a kadar olan bütün İstanbul semtlerini, emsalsiz bir albümün yaprakları gibi tek tek karşımıza çıkarır:

Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

“Eylül Sonu” adlı bu şiirde şairimiz sanki zaman aynasında ömürlerinin hesabına dalmış birtakım insanları görür. Kanlıca’nın ihtiyarları, Yahya Kemâl’in ellerinde ömrümüzün büyük duruşlarından birinde ebedîleşen çehremizdir.

Şiirlerinin geneline baktığımızda, doğduğu şehir Üsküp başta olmak üzere, Balkan coğrafyasına ait şehirlerin de ağırlıklı olarak isim isim geçtiğini görürüz. Balkanlar hakkındaki görüşlerini bildirirken “Bir Türk gönlünde nehir varsa Tuna’dır, dağ varsa Balkanlardır.” der. Şair, buraların bizim olduğu günlerin özlemi içinde bu şehirleri bize ait kılan zaferleri anar.

Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosova’dan, Varna’dan, İstanbul’dan…
Anıyor her biri bir vak’ayı heybetle bu ânı
Belgrad’dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar’dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıradalardan mı?
Adalar’dan mı? Tunus’tan mı? Cezayir’den mi?

Sonuç olarak, Yahya Kemâl’in şiirlerinde coğrafî mekânlar, özellikle Osmanlı’ya ait olan mekânlar, doğduğu Üsküp başta olmak üzere Osmanlı’nın elinden çıkmış ve daima hayranlık ve hasret duygusuyla yâdettiği Balkan şehirleri estetik bir mâhiyete bürünerek gözlerimizin önüne serilmiştir. Bu mekânların içinde, bütün Türk tarihinin, Türk coğrafyasının bir terkibi olan İstanbul, semtleriyle birlikte ağırlıklı bir yer tutmaktadır. Türk’ün tarihine sımsıkı bağlı ve hayran olan Yahya Kemâl, coğrafyaya dayalı bir tarih anlayışı geliştirerek 1071 Malazgirt Zaferi’nden başlattığı Türk tarihinindeki önemli mekânlarını “vatan” tabiri kullanıp genelleme yapmayarak, isim isim söyleyip ebedîleştirmiştir. Bütün bunlar da onun, bütün vatanın ve özellikle İstanbul’un sesi olduğunu çok açık bir biçimde göstermektedir.

Kaynaklar:
1. Yahya Kemâl, Kendi Gök Kubbemiz, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay., İstanbul, 1999.
2. Yahya Kemâl, Eski Şiirin Rüzgârıyla, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay. İstanbul, 1999.
3. Yahya Kemâl, Rubâîler, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay. İstanbul, 1963.
4. Yahya Kemâl, Bitmemiş Şiirler, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay. İstanbul, 1997.
5. Ayvazoğlu, Beşir, Eve Dönen Adam, Ötüken Yay. İstanbul, 1995.
6. Yahya Kemâl, Aziz İstanbul, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1985.
7. Özbalcı, Mustafa, Yahya Kemâl’in Duygu ve Düşünce Dünyası, Akçağ Yay., Ankara, 1996.
8. Tanpınar, Ahmet Hamdi, Edebiyat Üzerine Makaleler, Dergâh Yay. İstanbul 1985.
9. Yetiş, Kâzım, Yahya Kemâl Hayatı–1, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay., İstanbul, 1998.


Favori olarak ekle (19) | Görüntüleme sayisi: 117

Bu yaziya ilk yorumu yazin
RSS yorumlari

Sadece sitemizin üyeleri yorum yazabilir.
Lütfen üye iseniz ön sayfadan sisteme giris yapin veya üye olmak için ön sayfadaki üyelik kismindan 'kayit ol' yazisina tiklayarak ücretsiz üye olun....

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >

Olimpiyatlar

Muhteşem Olimpiyatlar sonuçlandı

yemek tarifleri sitemiz açıldı

Cevşen-ül Kebir

Cevşenül Kebir okumak için tıklayın

Günün Sözü

gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi... - gulzara.net - gül ü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz. | En güzel gül resimleri, gül şiirleri, gül bahçesi...

Siteye davet et

 50 Mesaj Kaldı
Dostlarınız

bu sitede sigara içmek yasaktır