Komik, sefil, kendisiyle alay edilmesine sabretmesi gereken, yer yer başarısız bir kahramandı bu. Orijinal kahramanın fanatikleri tarafından hiç sevilmeyen bu yorum, kendisini hafife alan ya da hafife alınmaya itiraz etmeyen süper kahraman olgusunu perdeye yansıtmakta o kadar başarılıydı ki, yegane amacı bir süper kahraman parodisi yapmak olan ve geçen ay bizde de gösterime giren Craig Mazin filmi 'En Süper Kahraman', malumun ilamı muamelesi gördü. Filmde tıpkı Örümcek Adam gibi ama bu kez örümcek tarafından değil bir 'Yusufçuk' tarafından ısırılan Rick üzerinden uzun uzun Örümcek Adam filminde zaten keşfedilmiş bulunan ti'ye alma metotları kullanılıyordu. Filmde yer alan cinsel içerikli espriler ise süper kahraman filmlerinin püriten, düzgün ve ahlaklı kahramanlarının bu halleriyle pek de inandırıcı olmadıklarına gönderme yapmaktaydı kuşkusuz. Ama kim başka gezegenden gelen ya da bir hayvan tarafından ısırılarak olağanüstü şeyler yapmaya çalışan adamlardan 'inandırıcılık' talep edebilecek kadar mantıksız olabilirdi ki? Cevap, süper kahraman enflasyonunda ve Hollywood'ın senaryo sıkıntısında aranmalı sanırım. Bir de şu var: İnsanlık/seyirci olarak 'pure' olana, el değmemiş, melezlenmemiş, yeryüzünün sefaletinden nasibini almamış, 'üstün' ve katışıksız bir şeye ihtiyacımız devam etmesine rağmen, bütün bunları taşıyan, bu nitelikleri içeren bir şeye de tahammül gösteremediğimiz bir dönemi idrak ediyoruz. Kurtarılma ihtiyacımızda hiçbir değişiklik yok, ama bizi kurtaracak olanın bizden 'üstün' olmasından, bize üstünlük taslaması ihtimalinden rahatsız olmak gibi psikopat bir hal üzereyiz. 'Ötelerden bir yerden' olsun, ama 'buralı' gibi davransın. Bize ihtiyacımız olan bir 'alternatif' sunsun, o alternatiften azıcık nasiplenelim ama sonuçta biz onu kendimiz gibi yaşamaya ikna edelim. Hancock bu anlamda ideal bir tip olarak çıkıyor karşımıza. 'Bunalımlı, serseri ama süper güçlere sahip' bir karakter olarak yapıyor açılışı. Allah var, daha önce hiç blues müzik eşliğinde uçan bir siyah da görmedik. Bunda hoş olan bir şey olduğu da kesin. Çünkü onu görür görmez, süper kahraman tipinin her zaman WASP olduğunu, bunun dışında gördüğümüz süper güçlü tek 'ciddi' kahramanın X-Man'in beyaz saçlı Storm'u olduğunu fark ediyorsunuz; o da kalabalık bir kahraman topluluğunda arada kaynayıp gidiyor desek yeri. Hancock yere doğru iniş yapamayan, bir hırsızı yakalayayım derken bir milyon dolarlık hasara neden olan, Los Angeles ahalisinin burnundan getirmiş, 'looser' bir süper kahraman. Onu görünce hemen aklınız başınıza geliyor. Evet, aslında normali bu olmalı. Çünkü metafizik bir rabıtası olmayan 'süper'liğin, Tanrı'dan geldiği ve Tanrı'ya ait olduğu kavranılmamış bir olağandışı yeteneğin, insanı kötü biri yapma ihtimali, iyi bir şey yapma ihtimalinden fazla. Bu nedenle uçarken kaz sürüsüne çarpan, rotayı tutturamayıp gökdeleni delen, yaptığı mühendistik hatalarla bir hayat kurtarırken bin tane cam kıran ve bunları da hiiiç umursamayan berduş süper kahraman Hancock hem komik, hem 'gerçekçi', hem de insanlığın 'bizi kurtarsın ama en az bizim kadar sefil olsun' iç sesine uygun biri. Süper yani! Hem karnınız doyuyor, hem pastanız duruyor. Daha ne? Bir de hizmetçiniz oluyor. Halkla ilişkiler uzmanı tarafından bir hayli ehlileştirilmiş, medeni olmayı öğrenmiş, ölümsüz olduğuna bakılırsa 'kutsal' 'mucizevi' bir yanı olması gereken ama bu yanına itinayla boşverilen, başınız sıkıştığında çağırıvereceğiniz bir hizmetçi. Benzeriyle bir araya geldiğinde gücünü kaybediyor ve sıradan bir 'ölümlü' olduğu saçmalığı da aile kurmasına iş performansını düşüreceği için izin verilmeyen işçileri hatırlattı bana. Amerika'da çoğu hâlâ sadece hizmet sektöründe iş bulabilen siyahlarınkinden farklı değil durumu, ama finalde artık daha mutlu. Çünkü üzerinde diğer kahramanlarınki gibi insanı 'homo' gösteren bir kostümden daha iyisi var ve halk onu seviyor. Üzerinden 'dünyayı kurtarır' yazan bir kartvizit çıkarsa hiç şaşırmam. Süper kahraman karizmasından sıkılanlara tavsiye edilebilir. Ben Batman: Gotham Knight'ı bekleme taraftarıyım.
|